4 Mart 2012 Pazar

altın lady ile tanışma faslı

vikipedi der ki: mary louise "meryl" streep (d. 22 haziran 1949) film, televizyon ve tiyatro alanlarında çalışmış ABDli oyuncu. modern zamanların en yetenekli ve saygıdeğer oyuncularından biri olarak kabul edilmektedir.

merhaba, yazıma başlamadan araştırdım, meryl streep hakkında yazacağım, bir yanlış olmasın diye. altını çizdiğim yer ise, kendisinden bahsedeceğim alan oluyor. geçen hafta;
bilgisayar başına geçmiş, oscarların kime gittiğine bakıyorum. ''en iyi yardımcı kadın oyuncu''da daha önce defalarca adını duyduğum ama hiç izlemediğim meryl streep gözüme çarpıyor. biraz daha okudukça, hatunun oscara 30 yılda 17 kez aday gösterildiğini ve 3 kez ödül alarak kırılması güç bir rekora imza attığını öğreniyorum. şaşkın bir şekilde oyuncunun oynadığı filmler listesine bakıyorum, tek tek göz gezdiriyorum, gezdirirken de utanıyorum açıkçası. ulan bu kadar başarılı, son ödülünü de aldıktan sonra ''altın lady'' seçilen kadının nasıl olur da hiçbir filmini şimdiye kadar seyretmem? üstelik çoğu filminin notu bu kadar yüksekken. yüzüm kızarmış ekşi'ye bakıyorum da neredeyse hiç hakkında kötü yorum yok; övgü, yüceltme dolu entryler okuyorum.  fena gaza geliyorum, cidden. kendime bir liste hazırlayıp, kendimi meryl streep'in filmlerini izlemeye adıyorum veeee.. velev ki acı bir itirafla geçmişteki anımı bölüyorum. filmlere henüz başlayamadım. o gün yakındır. tanışma günü çok yakında. bekle beni altın lady, geliyorum.

15 Şubat 2012 Çarşamba

zehir gibi

finallerin bitmesiyle rahata ermişken, okul puan sisteminin değişmesi dengeleri alt üst etti. gayet iyi geçtiğini düşündüğüm sınavlardan tatmin etmeyen hatta en güzel tabirle berbat sonuçlar almaya başlayınca ilk başta sorunun bende olduğunu düşündüm ama gördüm ki herkesin hali...sonra öğrendik ki benim güzel okulum, sistemi değiştirmiş. en az 70 almazsan CC'nin altına düşüyorsun, DC-DD..bunlar da ortalaman iyiyse geçebileceğin harf puanları... güya bizim iyiliğimiz için yapılmış şeyler, boykotlar yapıldı, sosyal medya da herkes bize destek verdi, yönetim tarafından twitter da hashtaglerimiz engellendi ama okul bildiğini okumaya devam ediyor. anlayacağın, zehir gibi bi sömestr zamanı geçiriyorum blogcan. en aşağı not 70 nedir? eğer lisede olsak, 55-60 bizim için lüks sayılırdı. 70-80 gibi notlarım olsa takdir-teşekkür hesabı yapmaya başlardım. peki şimdi? sınıf geçmeye çalışıyoruz, hepimiz tetikteyiz, sonumuz hayrolsun.

10 Şubat 2012 Cuma

sanki aylar geçti

yandaki fotoğraf ne kadar samimi ve doğal dimi? 
gel gelelim finaller bu kadar samimi ve doğal olamıyor. iki hafta boyunca, anamdan emdiğim süt burnumdan geldi. sanki iki hafta değil de aylar geçti. bitse de gitsek, rahat etsek. en çokta neyi özledim biliyor musun blogcan; uykuyu. her gün sabahın köründe kalk, giyin, tıklım tıkış metrobüslere bin de okula gel. akşamın köründe dön eve, öl yorgunluktan, gece uykuya yenilmediğin süre zarfında çalış, sonra yine kalk sabahın köründe... bir de bunu iki haftaya değil, finallerden önce ki haftaya da pay etmek lazım zira o zaman da aynı tempoda gidip, geldim okula. neyse emek verdik, çabaladık umarım karşılığını alırız da iyi sonuçlarla..bugün son sınavlar, artık cumartesi gecesi vurup kafayı pazar öğlen kalkarım demek vardı daaaa... o gün de sabahın köründe kalkıp, kartepe'ye gideceğiz. yani anlayacağın yine uyku haram bana.

geciken tatil

selam yalnızlığım.

bugün günlerden, 11 şubat 2012 cumartesi. 
yani... ilk ve orta okul öğrencilerinin ve birçok üniversitenin sömestr tatilinden sonra yeni döneme başladığı haftanın sonu... bizim için ise; sömestr tatil başlangıcı. 

ne anladım ki ben bu işten... ne yapacaktık tatilde, genelde şehir dışında okuyan arkadaşlarla ya kayağa, ya içmeye, ya gezmeye, ya bowlinge, ya güzel bi yemeğe gidecektik. ama sağolsun yönetmelik izin vermedi buna, yalan oldu hepsi. bir de diyorlar ki yaz tatiline de temmuz başı girecekmişiz, ben üniversitede mi okuyorum zorunlu kamp sürecinde miyim anlam veremedim ve bir an önce yönetmeliği doğru düzgün tarih planlamasına davet ediyorum. davetimi büyük bir memnuniyetle kabul etmenizi temenni ediyorum.

24 Aralık 2011 Cumartesi

ne oldu bana ya?

son zamanlarda bana bi haller oldu blogcan... aksi davranıyorum herkese, her şeye... nedendir bilmiyorum, içimde engellenemez bir beğenmeme durumu, bi burun bükme, bi tiksinme şeysi var insanlara karşı. havaların sürekli bi öyle bi böyle olmasından mıdır, depresyona mı giriyorum bilmiyorum da bi insan iki günde böyle değişir sonra da dört kişi ile kavga eder mi ya? kavga dediğim ağız burun kırma değil tamam da laf dalaşı, hakaretler. özür dileyen insana cevap verme gayretinde bile bulunmuyorum, en yakınlarımdan biri halbuki. içimden gelmiyor. hoşlanmıyorum bu aralar kendimden, pozitif bi insanım ben normalde. öyle aksi davranışlarda bulunmam da, bugünlerde ne oldu bana. bunu çözicem, bi iç hesaplaşma yaşıcam kendimle sonra sana da anlatıcam. söz.

24:00

hoş bir gün değil... bilmiyorum nedendir, bugün içimden hiçbir şey yapmak gelmiyor. aslında nedeni belli, bu gece dağıtmak istiyordum. arkadaşla anlaştık, dimi mutlu? bi güzel içicektik, gülücektik biraz. hazırlandım, giyindim, kazak giydim bi de soğuk diye. çıkıcakken evden dedim ne olur ne olmaz bi sefer saatlerine bakıyım... bir de baktım ki, otobüsün en son seferi 24:00 yazıyor. baktım saate, çeyrek var on ikiye. sikerler böyle işi afedersin. hafta içi bile saat bire kadar otobüs var, hafta sonu en son otobüs nasıl 24:00 ya, nasıl? bi moralim bozuldu blog - yalnız sözlük demeye benzemiyormuş bu- ... sonra oturdum surat çarşamba pazarı, dedim şu yusuf atılgan reisin anayurt oteli'ne devam ediyim. okuyorum, okuyorum sayfalar geçiyor ben bir türlü kitaba kafamı veremiyorum. kapat dedim, aç bi film de keyfin yerine geldi. açtım ''source code'', başladım izlemeye... yirmi dakika geçti, yok keyfim yok ne izlicem. kapattım. e bari uyu dedim kendi kendime, koydum yastığa başımı olmuyor, uyku da gelmiyor. ne siktiri boktan iştir bu? sıkıldım yemin ediyorum ya. biraz alkol iyi olurdu, biraz değil aslında birkaç kadeh bişeyler.

samimi tavsiye

İngiliz dizisinden aynı isimle uyarlanan, 2011 yapımlı ''Shameless''e arkadaş tavsiyesi üzerine başlayayım dedim. Posterini görünce bile samimi, güzel, seyirlik bir iş olduğunun sinyalini veren diziye başlar başlamaz tek kelime ile ''hasta'' oldum! Evi terk eden bir anne, alkolik bir baba, beş kardeşine annelik yapan bir abla, araba soyguncusu bir sevgili, eşcinsel bir kardeş... Okuyunca bile ''amma dramatikmiş be'' dedin dimi? Türkiye'de bu konu üzerine bir dizi olsaydı eminim yıllar süren ''Yaprak Dökümü'' ya da ''Öyle Bir Geçer Zaman Ki''den daha dramatik olabilirdi, ekran karşısında ''ya bu nasıl bir aile, başları hiç mi dertten kurtulmaz böhüü'' diye haykırabilir, ağlayışlar yaşayabilirdin ama bu ekip böyle bir dramdan öyle harika bir komedi çıkartmış ki. Tamam zaman zaman hüzünlendirmiyor değil ama o kadar güzel harmanlamışlar ki bunu...Her karakter derinlemesine yazılmış, hepsi ayrı boyutlarda, birbirlerinden çok farklı  . Favori karakterim mi? Zeka küpü Lip! Oyuncu çok iyi oynuyor, güzel yazılmış, güzel oynanmış bir karakter.
Dizi, ABD'de de o kadar çok sevilmiş ki daha ilk haftalardan eleştirmenlerin favorisi olmuş, hatta en yüksek reyting oranına ulaşmış. Sana tavsiyem, vakit kaybetmeden bu diziye başla. Başla, daha sonra zaten adını çok duyacaksın.  Bir de ufak bi bilgilendirme, dizinin ikinci sezonu 08 Ocak'ta, ABD'de başlıyor... 

Saygılar...